Akamai’nin yayımladığı son rapor, kurumsal yapılarda yapay zekâ kullanımının güvenlik yükünün birkaç yoğun kullanıcı grubunda toplandığını ortaya koydu. Şirketin gerçek kullanım ve telemetri verilerine dayandırdığı incelemeye göre, çalışanların en üst yüzde 5’lik kesimi, alt yüzde 50’lik gruba kıyasla yapay zekâ modelleriyle 12 kat daha sık etkileşime giriyor.
State of the Internet: Enterprise AI Usage Risk Report 2026 başlıklı çalışma, bu sonucun yalnızca kullanım sıklığına değil, Akamai’nin gerçek dünya verileri, araştırma bulguları ve tehdit analizine de dayandığını gösterdi. Raporda, bu “güç kullanıcılarının” gölge yapay zekâ kullanımını yaygınlaştırdığı, veri sızıntısı ihtimalini artırdığı ve kurum içinde çalışıp mevcut güvenlik sınırlarının dışında kalan otonom yapay zekâ ajanlarını devreye soktuğu belirtildi.
Akamai Enterprise Security Product & Engineering Başkan Yardımcısı Or Eshed, küçük bir kullanıcı grubunun kurumların zaten açıklıklar ve kör noktalarla dolu tehdit yüzeyinde orantısız bir etki yarattığını söyledi. Eshed, güvenlik ekiplerinin odağını büyük dil modellerine erişim kontrolüne çevirdiğini, ancak yoğun kullanıcıların elindeki çok sayıdaki küçük yapay zekâ aracının toplu etkisinin daha ciddi bir risk oluşturabileceğini aktardı.
Rapora göre ortalama bir çalışan yapay zekâ ile beş istemlik bir konuşma yürütürken, en yoğun yüzde 5’lik grup çoğunlukla 18 istemi aşan diyaloglara giriyor. Akamai bu tabloyu, yapay zekâ modellerinin artık tek seferlik bir yardımcı olmaktan çıkıp iş süreçlerinin içine yerleşen bir çalışma ortağına dönüştüğünün işareti olarak değerlendirdi. Eshed de yapay zekânın artık yalnızca verimlilik aracı olmadığını, şirket kasasına anahtarla giren sanal bir meslektaş haline geldiğini ifade etti.
Raporun bir başka çarpıcı bulgusu, kurumsal yapay zekâ görüşmelerinin yüzde 47,11’inin şirket hesabı yerine kişisel kimlikler üzerinden yapılması oldu. Bu durum, yönetilen kurumsal hesaplarla kontrol altına alınan yapay zekâ kullanımı ile kişisel erişimlerden yayılan kontrolsüz kullanım arasında keskin bir fark yaratıyor. Akamai’ye göre kurumsal kimlikle yönetilen sistemler ile kişisel girişlerin yarattığı görünürlük boşlukları aynı anda büyüyor.
Gemini Enterprise ile Microsoft Copilot M365, etkileşimlerin çok büyük bölümünü kurumsal kimlik sistemleri içinde tutuyor. Raporda bu oranlar sırasıyla yüzde 98,15 ve yüzde 90,55 olarak verildi. Buna karşılık DeepSeek yüzde 99,8, Microsoft Copilot Standard yüzde 63,92, ChatGPT yüzde 61,36 ve Claude yüzde 61,09 oranlarında kişisel kimlik girişlerinin baskın olduğu platformlar arasında sıralandı. Kurumsal kimlik sınırları içinde kalan sistemler görünürlük ve denetim sunarken, kişisel erişim hesapları BT, güvenlik ve uyum ekipleri için ciddi boşluklar yaratıyor.
Durumu daha da karmaşık hale getiren bir diğer nokta, çalışanların kurumsal e-posta adresleriyle kişisel yapay zekâ abonelikleri açması. Rapora göre kurumsal yapay zekâ görüşmelerinin yüzde 14,4’ü, şirket tarafından yönetilen lisanslar yerine kurumsal e-posta ile açılmış kişisel “freemium” abonelikler üzerinden gerçekleşti. Eshed, bu modelde çalışanların istemlere aktardığı hassas verilerin kamuya açık model eğitiminde kullanılabileceğine dikkat çekti.
Gölge yapay zekâ, eklentiler ve yeni saldırı yüzeyi
Rapor, kurumların onaylı kanallar dışında büyüyen dar kapsamlı yapay zekâ araçları ekosistemini çoğu zaman göremediğini de ortaya koydu. Güvenlik ekipleri ChatGPT, Claude, Copilot ve Gemini gibi platformları yönetmeye çalışırken, çalışanlar denetim dışındaki küçük ölçekli yapay zekâ araçlarını, yapay zekâ destekli SaaS uygulamalarını ve kişisel abonelikleri sessizce benimsiyor.
Eshed, bunun mobil cihazlarda görülen “kendi cihazını getir” yaklaşımının yapay zekâ sürümü olduğunu, çalışanların kişisel hesaplarıyla eriştikleri bu araçların iş verisinin nerede saklandığı, ne kadar tutulduğu ve nasıl işlendiği konusunda ek görünmezlik yarattığını söyledi. Şirket içinde resmi olarak görünmeyen bu kullanım biçimi, özellikle hassas veri akışı olan ekiplerde kontrolü zorlaştırıyor.
Raporun işaret ettiği bir başka kör nokta da tarayıcı ve IDE eklentileri oldu. Akamai, orta ölçekli işletmelerde çalışanların yüzde 17,7’sinin en az bir yapay zekâ eklentisi kullandığını, büyük kuruluşlarda bu oranın yüzde 9,53’te kaldığını tespit etti. Eklentilerin yaklaşık yüzde 75’i yüksek ya da kritik izinler istiyor. Bu oran, üretkenlik için kurulan araçların kullanıcı oturumlarına ve yerel veri kaynaklarına geniş erişim talep ettiğini gösteriyor.
Daha da kaygı verici bulgu, yapay zekâ eklentilerinin yüzde 16,31’inde bilinen CVE açıklarının bulunması oldu. Aynı oran tüm tarayıcı eklentilerinde yüzde 10,80 seviyesinde kaldı. Akamai, bu tür araçların aktif kullanıcı oturumlarına ve hassas kurumsal verilere doğrudan uzanan, büyük ölçüde yönetilmeyen yollar açtığını belirtti. Eshed’e göre bu gölge yapay zekâ ortamı yalnızca veri gizliliği meselesi değil, aynı zamanda yeni nesil otomatik siber saldırıların altyapısı haline geliyor.
Güvenlik ekipleri için raporun çizdiği tablo net: Artık soru çalışanların yapay zekâ kullanıp kullanmadığı değil. Kullanıyorlar. Yeni mesele, yapay zekânın nerede çalıştığını, hangi ekiplerin buna en çok bağımlı olduğunu ve bu sistemlerin hâlâ kurumsal güvenlik sınırları içinde kalıp kalmadığını belirlemek.
Eshed, saldırganların bu sorulara kurumdan önce yanıt bulmaya çalıştığını söyledi.
Yeni saldırı teknikleri: Vibe Hacking, CursorJacking ve CometJacking
Akamai’nin raporu, genişleyen yapay zekâ yüzeyinin geleneksel kontrolleri aşan yeni saldırı yolları ürettiğini de anlatıyor. Bunların ilki Vibe Hacking adıyla anılıyor. Bu teknikte saldırganlar, AI_CONFIG.md benzeri yerel talimat dosyalarını gizlice değiştirerek yapay zekâ kod asistanlarını hatalı kod üretmeye ya da yetkisiz işlemler gerçekleştirmeye yönlendiriyor.
CursorJacking adı verilen yöntemde ise kötü amaçlı eklentiler, yerel veritabanlarından API anahtarlarını, oturum belirteçlerini ve tescilli kaynak kodunu sessizce toplamak için silaha dönüştürülüyor. Bu teknik, saldırının hedefini doğrudan kullanıcının cihazı yerine yapay zekâ ile çalışan yerel geliştirme ortamına taşıyor.
CometJacking’de saldırganlar, kötü amaçlı web sayfalarına gömülü dolaylı istem enjeksiyonu kullanıyor. Bu sayede yapay zekâ ajanları kandırılarak yerel kullanıcı dosyalarını dışarı aktarmaya zorlanıyor. Raporda, bu modelin odağı insan uç noktasından yapay zekâ işbirlikçisine kaydırdığı vurgulandı.
Akamai, bu üç tekniğin üretkenlik amaçlı sistemlerin doğru sınırlar çizilmediğinde yeni bir saldırı katmanına dönüşebildiğini bildirdi. Şirketin CISO’lar için hazırladığı listede sürekli görünürlük sağlanması, tüm yapay zekâ uygulamalarının, tarayıcı ve IDE eklentilerinin ile ajanların ağ genelinde keşfedilmesi, istemlerin, yüklenen dosyaların ve yanıtların gerçek zamanlı incelenmesi yer alıyor.
Listede ayrıca gölge yapay zekânın ortadan kaldırılması, kurumsal Single Sign-On kullanımının zorunlu tutulması, yönetilmeyen kişisel girişlerin engellenmesi ve kurumsal e-postaya bağlı “freemium” aboneliklerin denetlenmesi de bulunuyor. Akamai, istem düzeyinde veri kaybı önleme uygulanmasını, eklenti ve izin envanterinin sıkı biçimde tutulmasını ve bilinen CVE’lere sahip eklentilerin taranmasını öneriyor.
Şirket, otonom yapay zekâ ajanları ile tarayıcıların ayrıcalıklı dijital kimlikler gibi ele alınmasını, en az yetkiyle sınırlandırılmasını ve gerçek zamanlı izlenmesini de istiyor. Raporda, bu alanı korumanın yolu olarak kurumsal güvenlik ekiplerinin hangi çalışanların yapay zekâya en çok bağımlı olduğunu ve riskin nerede yoğunlaştığını belirlemesi gerektiği belirtildi.
